Hiçbir şey ve hayat
Bu ülkenin her yanına Malraux’nun o muhteşem sözünü asmalı.
“Bir hayat hiçbir şeydir ama hiçbir şey bir hayat değildir.”
Tarihin kayıtlarına 11 mayıs günüyle ilgili, “Silopi’de iki polis vuruldu” diye yazılacak.
Polisevi’nin kapısında nöbet tutan iki polis tarandı.
Biri o gece diğeri ertesi gün öldü.
Binlerce insanın öldüğü bir savaşta iki kurban daha.
“Bir hayat nedir ki...
Savaş bu, insanlar ölür.”
Böyle diyebilirsiniz, gerçekçi bir soğukkanlılıkla omuzlarınızı silkebilirsiniz.
Gerçekçi bir yaklaşım olur bu.
Bunun, otuz yıl süren bir savaşta hastalanmış bir toplumun hastalanmış fertlerinin “gerçekçiliği” olduğunu söylemek de gerçekçi bir yaklaşımdır.
Hastalandı bu toplum.
Ben, otuz asker öldüğünde gülen adam da gördüm, on PKK’lı öldüğünde gülen adam da gördüm.
Savaşı bir maç gibi görüyorlardı sanki, her ölüm karşı kaleye atılan bir “goldü” onlar için, o korkunç gülüşler “gol” çığlıklarıydı
“Savaş bu, insanlar hastalanır.”
Savaş sürer...
İnsanlar hastalanır...
Gençler ölür.
Bir o yandan ölür, bir bu yandan ölür.
Bir o tarafın seyircileri güler, bir bu tarafın seyircileri.
İnsan “insan olduğunu” unuttu mu, savaş maç olur, ölüler gol olur.
Hastalananlar için “bir hayat hiçbir şeydir” çünkü.